SON EKLENENLER
Türkler ilk kez tankla karşılaşırsa...

Türkler ilk kez tankla karşılaşırsa...

ASKERİ TARİH/
7 ay önce
2854 Görüntülenme

Türk askeri, tank ile tankın dünyada ilk defa kullanıldığı savaş olan Birinci Dünya Savaşı'nda karşılaşmıştır. Sina-Filistin cephesinde, Gazze muharebelerinde, tank ve zırhlı araçlar Osmanlı askerlerine karşı kullanıldı. İkinci Gazze Muharebesi'nde 19 Nisan 1917'de sabaha karşı yoğun topçu ateşi ile başlayan pek çok unsurun katıldığı taarruzda, sekiz adet de İngiliz tankı bulunmaktaydı.

Google Haberlerde bizi takip etmek için tıklayınız

Türk Genelkurmay resmi kaynaklarında tank ile ilk karşılaşma şu şekilde kayda geçmiştir: "İngiliz topçusunun çok şiddetli ateşi ve çok üstün piyade kuvvetlerinin taarruzu üzerine bölük 12.00'da geri çekildi.... Saat 12.20'de bir İngiliz tankı Büyük Kum Tepesi üzerinden asıl mevzie doğru ilerleyerek tel örgülerine yaklaşmıştı. Gerek bu tank, gerekse bunu izleyen İngiliz piyadesi karşısında, Türk erleri mevzilerini bırakmamıştı. İlerleyen İngiliz tankı ve piyadesi Türk topçusunun şiddetli ateşi ile karşılaştığından, tank geriye çekilmek zorunda kalmış, bunu takip eden piyade de olduğu yerde mıhlanıp kalmıştı. Başka bir alanda İngilizler tankı sipere sokmayı başarır ama geri çekilmeyen Türk piyadesi, tankı topçu ateşi ile birlikte hedef alarak onu hareketsiz kılar. İngilizler de bu tank Türklerin eline geçmesin diye tanklarını yakar.


Filistin Cephesinde Britanya tarafından kullanılan, HMLS KİA ORA isimli Mark I female tankı. Belah Filistin


Tankı ilk kez gören Türk piyadesi elbette şaşkınlık yaşamıştır ama görevlerine yine de devam etmiştir: "Hirbetelmeşrefe'nin kuzeyin deki arazi dalgalarında gizlene gizlene pek yakın mesafede çıkan bir düşman tankı, bu istikamette 53. Tümen tarafından ileri mevzi hâlin de tahkim edilmiş olan Türk siperlerine girmişti. Bu tankın desteğinde de bir kısım İngiliz piyadesi, aynı zamanda tankın Türk piyadesine verdiği şaşkınlıktan faydalanarak mevziye saldırmıştı.

Tank, beş makineli tüfeği ile Türk siperlerini tarıyor ve avcı hendeklerindeki Türk piyadesine başkaldırtmıyordu. Ancak, tankın bu kapalı siperlerin bulunduğu tepeciğin en yüksek noktasına çıkması ile beraber, bu tepenin hemen 150 metre doğusundaki bir Türk batar yasının açtığı yoğun ateşten aldığı tam isabetle tahrip edilmesi bir olmuştu."


Gazze'de Osmanlı topçusu tarafından tahrip edilen İngiliz Mark I tankı


Bu saldırıya Türk tarafı güçlü bir top ve makineli tüfek ateşi ile karşılık verdi. İngiliz tanklarının bir kısmı imha edilirken bir kısmı da bozuldu. İmha edilen tanklar, Türkler tarafından geçici mevzi olarak kullanıldı. Çöl kumları içinde ileri bir mevzi elde eden Türk askerleri, buradan İngiliz birliklerine ateş açma imkânına kavuşmuştu.


Filistin cephesindeki Türk topçusu


Tüm İngiliz değerlendirmelerine göre Osmanlı topçusu, İngiliz tanklarını şaşırtıcı bir kolaylıkla tahrip etmişti. Tankların psikolojik etkisi burada düşman [Türkler] üzerinde değil tersine, kullanan, ona ümit bağlayan [İngilizler] üzerinde olmuştur. Eldeki sekiz tanktan üçü tahrip edilmiş, yoğun ateşten kaçan, kalanların bir kısmı da bozulmuş, bu da İngiliz piyadesinin morali üzerinde kötü etkiler yapmış, Türk piyadesinin ise moralini yükseltmiştir. Tankı kendileri bulmasına rağmen, bunu taktik alanda nasıl kullanacaklarını henüz tam anlamıyla kavrayamadıkları açıkça görülmüştü.


Gazze'de Osmanlı topçusu tarafından tahrip edilen İngiliz Mark I tankı


İkinci Gazze Muharebesi sonrasında, Alman General Erich von Falkenhayn komutasında Yıldırım Ordular Grubu oluşturuldu. Kurmay Başkanı yardımcısı Kurmay Yarbay Hüseyin Hüsnü Emir [Erkilet] idi. Hazırlık aşamasında, Berlin'de orduya katılması için zırhlı otomobiller denemiştir. Erkilet bunları şu şekilde anlatmıştır: "Berlin'in güneyindeki Tempel Hüferfeld eğitim alanında zırhlı otomobilleri de denedik. Bunlar, Almanya'da kullanma yeri bulunamadığı için depoya çekilen ağır ve hantal şeylerdi. Hele bir tanesi çok ağır, diğer ikisi nispeten hafifti. Ağır olanı adeta hareketli bir zırhlı tabya gibi bir şeydi. Bunlar tank olmayıp tekerlekleriyle motoru korunmalı bir tür silahlı yük otomobilleri gibiydiler. Ağır zırhlı otomobil, eğitim alanında bile ilerleyemedi ve tekerlekleri derhâl yere gömülerek saplandı. Bu ancak sert yollarda hareket edebilirdi. Hafifleri ise nispeten daha kolaylıkla hareket ediyorlardı. Fakat bunlar da yumuşak arazide iş göremeyeceklerdi. Onun için ben bunların yerine küçük çaplı top veya makineli tüfeklerle donatılmış muhafazası sıradan hafif otomobilleri önerdim. Mareşal [Falkenhayn) de fikrimi uygun buldu ve bu yönde öneride bulundu". Fakat bunların hiçbiri Türkiye'ye gönderilmedi ve Sina Filistin veya Irak cephelerinde Osmanlı tarafında kullanılamadı. İngilizler ise bu cephede zırhlı otomobil kullanmaya devam ediyordu.


İstanbul'un işgali yıllarında Fransız kışlasında, 1918 model White AMC zırhlı otomobili


Tank ile sonraki karşılaşma İstanbul'un işgalinde yaşandı. İstanbul işgal edildiğinde Fransızlar çok sayıda tankı ve zırhlı aracı İstanbul'a çıkardı. Fakat İstanbul'da işgalcilere karşı bir direniş niyeti ve hareketi olmadığından, tanklar sadece koca cüsseli, gösteriş yapan makineler olarak kaldı. Fransız tank birliklerinin merkezi Reşadiye Kışlası'ydı ve bu kışla civarında eğitim ve bakım yapılıyor, İstanbul'un hemen tüm önemli merkezlerinde; Taksim, Ahırkapı, Sarayburnu, Sirkeci, Talimhane ve Beyazıt'ta, her zaman tanklar bulunuyordu. Yorgos Theotokas'ın romanı Leonis'te o günlerde İstanbul'daki bu askerî hareketlilik ve zırhlı araçların küçük bir çocuğun gözünde nasıl görüldüğü ve psikolojik etkileri edebi biçimde anlatılır.

28 Ağustos 1920 tarihinde Fransızların Mercin (Adana Ceyhan'ın kuzeyinde) üzerine yaptıkları saldırıda, iki adet tank da vardı ve Türk savaşçılarından biri, bu tankın üzerine atlayarak içindekileri yok ederek tankı hareketsiz kılmak isterken şehit düşmüştü.

İşgal eden Fransız kuvvetleri arazi müsait olduğunda, yol olan yerlerde tank kullanmaya çalışıyordu ve Fransızların bu niyetini bilen. Onları dikkatle izleyen ve hareketlerini etüt eden Kuvayi Milliye savaşçıları, tankların geçecekleri yolları tuzaklamaya çalışıyordu. Bu amaçla yollar bozuluyor ve gereğinde yıkmak üzere köprülerde tertibat alınıyordu. Nisan 1920'de Toroslar'da tanklarla ilerleyen Fransız kuvvetlerine böyle bir tuzak hazırlanmış, Fransız uçakları tarafından görülmemesi için yol, gece boyunca kazılmış ve çamurlu bezlerle kapatılarak araziye uydurulmuştu. Fransız tankları, ertesi gün bu yolda ilerlerken bu hendek önünde durmuş, tüm konvoyu durdurmuş ve konvoyu hareketsiz kılarak saldırıya açık hâle sokmuş ve nihayetinde bir Türk savaşçısı, yakın mesafeden ateş açarak Fransızlara büyük zayiat vermiştir.


1919 yılında, işgal altındaki İstanbul, Beyazıt'ta Fransız Renault FT-17 tankı


Temmuz 1920'de Adana'da Yüreğir Ovası savaşlarında, Recep Çavuş, tanklar desteğinde ilerleyen Fransız kuvvetlerine müfrezesi ile yaklaşmaya çalışırken önde giden tanklardan birini, içindekileri öl dürerek hareketsiz kılmak için tanka fazla yaklaştığından yaralandı ve bunun sonucunda müfrezesi de dağıldı." Tanklara tüfek ateşi ile zarar verilemediğinden ya arazi tuzakları kuruluyor ya da bir şe kilde üzerlerine çıkarak, içindekiler öldürülmeye çalışılıyordu. Toroslar'da Fransızların bariz silah ve sayısal üstünlüğü, vatanlarını savunanların direnci ve başarısı üzerinde yıldırıcı etki yaratamadı. Daha sonraları, 1930'ların yaygın hamaset aktarımı ile "çok şeyler gören Toroslar bile kağnı ile tankın ve çakmaklı tüfekle mitralyözün cengine hâlâ şaşar durur" diye durumu özetlemek yanlış olmaz.

Ayrı bir yerde, Antep'te şehrin Mağarabaşı Mahallesinde, 26 Nisan 1920 tarihinde yaşanan çarpışmada Fransızlar, tankları kullanarak Türk mevzilerine saldırdı. Tankların ateşi, piyadelerin ilerlemesini kolaylaştırıyordu fakat mevzilerini savunan Türk savaşçılar, kısa sürede durumu lehlerine çevirmeyi başardı, tanklara etkili atışlar yapmaya muvaffak oldu ve bir tankı hareketsiz hâle getirdi, bunu gören Fransız kuvvetleri daha fazla ilerleme imkânı olmadığı düşüncesi ile geri çekildi.

Temmuz 1920'de Adana'da Yüreğir Ovası savaşlarında, Recep Çavuş, tanklar desteğinde ilerleyen Fransız kuvvetlerine müfrezesi ile yaklaşmaya çalışırken önde giden tanklardan birini, içindekileri öldürerek hareketsiz kılmak için tanka fazla yaklaştığından yaralandı ve bunun sonucunda müfrezesi de dağıldı." Tanklara tüfek ateşi ile zarar verilemediğinden ya arazi tuzakları kuruluyor ya da bir şekilde üzerlerine çıkarak, içindekiler öldürülmeye çalışılıyordu. Toroslar'da Fransızların bariz silah ve sayısal üstünlüğü, vatanlarını savunanların direnci ve başarısı üzerinde yıldırıcı etki yaratamadı. Daha sonraları, 1930'ların yaygın hamaset aktarımı ile "çok şeyler gören Toroslar bile kağnı ile tankın ve çakmaklı tüfekle mitralyözün cengine hâlâ şaşar durur" diye durumu özetlemek yanlış olmaz.

Ayrı bir yerde, Antep'te şehrin Mağarabaşı Mahallesinde, 26 Nisan 1920 tarihinde yaşanan çarpışmada Fransızlar, tankları kullanarak Türk mevzilerine saldırdı. Tankların ateşi, piyadelerin ilerlemesini kolaylaştırıyordu fakat mevzilerini savunan Türk savaşçılar, kısa sürede durumu lehlerine çevirmeyi başardı, tanklara etkili atışlar yapmaya muvaffak oldu ve bir tankı hareketsiz hâle getirdi, bunu gören Fransız kuvvetleri daha fazla ilerleme imkânı olmadığı düşüncesi ile geri çekildi.


Bakırköy Tren İstasyonu'nda Fransız Renault FT-17 tanklarını gözteren 1920 tarihinde postadan geçmiş kart


Cumhuriyet Gazetesi'nde 1936 yılında yayımlanan "Antebin Gazası" yazısında, daha çarpıcı ve doğrulatması zor, başka kaynakta karşılaşılmamış biçimde tanklarla mücadele anlatılıyor: [26 Nisan sabahı Fransız hücumu Mağarabaşı'nda şiddetle başlar..] "...saatlerce süren imha ateşinden sonra işte tanklar da ölüm merdaneleri korkunçluğu ile ilerliyor. Fakat yakından nişanlayışlarla ilk tankın içindekiler kurşundan geçirildi. Koca tank bir cesettir." Yazının devamında Antep'te, Ocak sonlarında yapılan hücumdan bahse derken ise "düşman en son ve büyük taarruzunu yapıyor.... Saatlerce bombardımandan sonra iki sıra hâlinde altı tank. İlk üç tank ilk siperlerimizi çiğniyor. Fakat ikinci hattın önüne gelince tankların içindekiler, tank müfrezesinin kumandanına kadar birer birer vurulup düşüyorlar. Son cengin son dersi, anladılar, Antep silahla yenilemez". 1930'ların coşmuş, olası düşman saldırısına karşı kararlılık dolu durma azmi ve anlayışında, biraz da Habeşistan'da, yerli halkın tanklara karşı duruşlarından etkilenilmiş gibi görünen bu ifadeleri, başka kaynaklardan doğrulatmak maalesef mümkün olmasa da kayda değer olduğu için burada aktarmayı yerinde buldum.

Türk askerinin tank ile ilk karşılaşması genel olarak sayılan bu yerlerde gerçekleşti. Bu yerlerdeki kullanımın hiçbiri, etkili veya muharebe sonucunu belirleyici olamadı. Tanklar da yıkıcı bir maddi ve manevi etki yaratamadı. Gazze'de olduğu gibi güçlü toplarla kolaylıkla etkisiz hale bile getirildiler. Fakat gelecekte önemli olacaklarına dair yeni Cumhuriyetin kadroları arasında şüphe yoktu.



Türk Ordusunun ilk tankı: T-26 B Seyyar Çelik Kale kitabından alıntıdır.

FNSS tarafından projelendirilen kitap askeri tarih alanında eserleri bulunan Abdullah Turhal tarafından hazırlandı.