SON EKLENENLER
Türk Deniz Kuvvetleri ve Uluslararası İlişkiler Disiplini

Türk Deniz Kuvvetleri ve Uluslararası İlişkiler Disiplini

STRATEJİ/ANALİZ/
1 ay önce
2400 Görüntülenme

Savunma ile güvenlik başta olmak üzere faaliyet gösterdiği sahalarda dış politika karar verici ve uygulayıcılarına tavsiye niteliğinde bilgiler sunan Türk Deniz Kuvvetleri, ihtiyacı olan subayların yetiştirilmesinde Uluslararası İlişkiler disiplininin kuram ve yaklaşımlarından yararlanması oldukça önemlidir. Türk Donanmasının ilgili birimlerinde görev yapacak kişilerin beşerî realitenin parçası olan uluslararası ilişkilerin analizi üzerine yeterli birikimi olmadığı takdirde oluşacak boşluğun hatalı dış politik önerilere dönüşebilme riski bulunmaktadır. Bu doğrultuda makalede, önce Uluslararası İlişkiler disiplininin dünyadaki ve Türkiye’deki gelişimine dair bilgiler sunulacak, daha sonra Türk Deniz Kuvvetleri mensupları ile onun bileşenlerine olası katkıları tartışılacaktır.

Giriş

Deniz Harp Okulu müfredatında bulunan “Uluslararası İlişkilere Giriş” dersinin ana akım kuramlar konusunun anlatımında, Klasik Realizme göre devletlerin, “anarşik” bir düzenin sürdüğü uluslararası sistemde politikanın en temel aktörü olduğu konusu üzerinde dururlur. Böyle bir ortamda güvenliklerini sağlamak için güçlerini artırmak isteyen devletler kendi başlarının çaresine bakmak (self-help) zorundadır.

Realizmin frekansı yüksek cazibesinin bir yansıması olarak gelişen bu varsayımın başta pozitivist bir bakışı yansıttığı gerekçesiyle özellikle anarşiye bakışı sorgulayan eleştirilere maruz kaldığını da ele alırız. Esasında bu düşüncenin devletlerin sadece güç arayışında çıkarlarını düşünen aktörler olup olmadığı konusunda bir tartışma açtığına şüphe yoktur. Ne var ki, toplumsal, ekonomik ve siyasal değişim/dönüşümlerin fevkalade hızlı yaşandığı bir dünyada, Realizm netliğinde konuşmak bugün daha zordur. Sıklıkla “küreselleşme” olarak tasvir edilen içinde yaşadığımız süreçte, uluslararası politikadaki aktörlerin birbirine daha fazla bağımlı hale geldiği durumlar olduğu gibi; tam tersine aynı aktörler arasında ayrıştırıcı durumlar eş zamanlı görülebilmektedir. Nitekim, Covid-19 hastalığının sınırlar arası geçirgenliğin arttığı dünyada gösterdiği hızlı yayılım karşısında küresel önlemlerle eş zamanlı olarak ulusal çaplı kontrol refleksi de bunu teyit eder niteliktedir.

Görece gelişmiş kolektif uluslararası iş birliği mekanizmalarına rağmen hukuku, devletlere eşit şartlarda uygulamak eskiden olduğu gibi şimdi de kolay değil. Kuşkusuz, hep “yeni” olarak değerlendirilen iç içe geçmiş bu türden süreçlerin ona yön vermeye çalışan sayısız aktörü bulunmaktadır. Zor zamanları olabildiğince az zararla geçirmek, bu süreçleri serinkanlı biçimde analiz ederek diğer aktörlerin davranışlarını saptama, hatta onları kontrol edebilme başarısını göstermeyle ilgilidir. Bunun da bilgi, güç, yetenek ve diplomasi birikimlerine dayanması kuvvetle muhtemeldir. Denge kurmanın zor olduğu bir coğrafyada savunma ve güvenlik temelli faaliyet yürüten Türk Deniz Kuvvetleri mensuplarının, aynı anda fırsat ve zorlukların olduğu yukarıda değinilen süreçlere uyum sağlayıp bilgi birikimiyle dış politika karar vericilerine tecrübelerini sunabilmesi gereklidir. Bu zemin üzerinden bu makalede, öncelikle uluslararası ilişkiler disiplininin dünyadaki ve Türkiye’deki gelişimine dair bilgiler sunulduktan sonra Türk Donanmasının ihtiyacı olan subayların yetiştirilmesinde aynı disiplinin kuram ve yaklaşımlarından faydalanmasının önemine değinilecektir. Makalede, Türk Deniz Kuvvetlerinin söz konusu disiplinin kavramsal-kuramsal bakış açılarından yararlanmadığı takdirde dış politika karar verici ve uygulayıcılarına yanıt verebileceği tutarlı birikimin oluşmayacağı, bunun da dolaylı olarak hatalı dış politik tavsiyelere dönüşebileceği riskinin olduğu savunulmaktadır.

Dünyada ve Türkiye’de Uluslararası İlişkiler Disiplini

Ağırlıklı olarak Hukuk, Sosyoloji, Ekonomi, Tarih ve Siyaset Bilimi ile yakından ilişkili Uluslararası İlişkiler disiplini, dünyada ve Türkiye’de görece geç bir zamanda gelişen bir çalışma alanıdır. Terminolojisini ve metodolojisini kazanmaya yönelik uzun yıllar uğraş verilen bu disiplin, 20. yüzyılın başlarında doğmuştur. İki büyük dünya savaşının yaşandığı bu yüzyılda özellikle savaşlara çare bulmak üzere barış ve güvenliğin nasıl sağlanacağı konuları üzerinden Batı’da üretilen ilk çalışmalarla gelişmiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nin disiplin üzerindeki etkisi yoğun biçimde hissedilirken çalışmalar zamanla dünyanın başka yerlerine yayılmıştır. 

Uluslararası İlişkiler disiplininin temel çerçevesini, uluslararası politikada eylemde bulunan siyasal birimler olarak devletler, uluslararası organizasyonlar, sivil toplum kuruluşları ve çok uluslu şirketler gibi aktörlerin hangi politikaları neden yürüttükleri ile bu politikaların birbirini ne yönde etkilediğini anlayıp yorumlamak oluşturmaktadır. Kendini bu disiplinin çalışanları olarak görenler, devletler başta olmak üzere uluslararası politikada etkili aktörlerin toplumsal yapı ve süreçler yanında tarihi ve coğrafi davranışlarının açıklanmasına yoğunlaşmakta ve uluslararası politikada savaş, barış, güvenlik, dış politika, diplomasi, uluslararası ve ulus-üstü organizasyonlar, iş birliği, bütünleşme hareketleri, insan hakları, ekonomi-politik analizler, küresel ya da bölgesel çaplı siyasal, ekonomik ve toplumsal birçok gelişme bu çerçevede ele alınmaktadır.

Disiplinin çalışanlarının cevap bulmaya çalıştığı konular, yukarıda sayılanlarla sınırlı olmadığı gibi sorunsallar da konjonktüre, bölgesel ya da küresel gelişmelere göre değişebilmektedir. Nitekim, başlangıçta savaşın nedenleri üzerinden barış olanaklarını arayan disiplin çalışanları, ilerleyen yıllarda gündemini oldukça çeşitlendirmiştir. Savaş, güvenlik, diplomasi, dış politika, jeopolitik, uluslararası örgütlenme, silahlanma, nükleer silahların yayılması gibi temel konuların yanına insan hakları, eşitsizlik, yoksulluk, küreselleşmenin etkileri, çevre ve kalkınma sorunları, etno-politik uyuşmazlıklar, terörizm, organize suç, silahlı çatışma, ayrılıkçılık, milliyetçilik ve düzenli-düzensiz göç gibi birçok konu eklenmiştir. Bu konuları disiplinin şimdiye kadar oluşturduğu kavram, yöntem ve kuramlarıyla eleştirel bir okumaya tabi tutup uzun vadeli analizler yapmaksa disiplinin kendi rüştünü ispatlaması açısından her dönemde önemli bir kriter olmuştur. Nitekim, Uluslararası İlişkiler disiplini, çalışanları tarafından başlangıçtan günümüze çeşitliliğini sürdürerek ilgi alanını sürekli geliştiren bir yönelim izlemiştir. Öte yandan, söz konusu disipline Türkiye’deki üniversitelerin akademik birimleri de gereken ilgiyi göstermiştir.

Disiplin, İkinci Dünya Savaşı sonrasından itibaren özellikle Dışişleri Bakanlığı’nın diplomat ihtiyacını karşılanması önceliğiyle Mülkiye’nin öncü rolü doğrultusunda daha fazla gelişme imkânı buldu. Bu doğrultuda siyasi tarih, diplomasi, dış politika analizi, uluslararası hukuk ve politika eksenli ilk çalışmalar yapılmıştır. Ancak Türkiye’deki ilk çalışmalar özellikle Anglosakson literatüre kıyasla kavramsal-kuramsal tartışmalardan uzak biçimde daha geriden gelmiştir. Soğuk Savaş yıllarında Batı’da üretilenlerin gerisinde olan Türkiye’deki uluslararası ilişkiler çalışmaları, Soğuk Savaş sonrasını takiben temel eserlerin çevirisi yanında yeni çalışmalarla Batı’da üretilenlerle mesafeyi nispeten daraltmıştır. Henüz bu alanda Türkiye merkezli özgün kuramlar geliştirilememiş olsa da kavramsal-kuramsal çalışmalara yönelme açısından eskiye oranla farkındalık artmıştır. 

Nihayetinde Türkiye’deki Uluslararası İlişkiler çalışmaları dünyadaki gelişmelerden kopuk olmamakla birlikte niteliksel ve niceliksel olarak belirli bir düzeye erişmiştir. Bugün Türkiye’de yaklaşık yüz otuz üniversitede “Uluslararası İlişkiler” ya da benzer adlar altında lisans programı; lisans programlarının yaklaşık yarısı kadar yüksek lisans; yüksek lisans programlarının da yaklaşık yarısı kadar doktora programı bulunmaktadır. Bu geniş ölçekte, Türkiye’deki uluslararası ilişkiler disiplini çalışanlarından gelecek katkılar, disiplini salt Batı merkezli bir alan olmanın ötesine taşıyabilecek bir potansiyel barındırmaktadır.

Türk Deniz Kuvvetleri Mensupları için Uluslararası İlişkiler Disiplininin Önemi

Avantajlar sunduğu kadar zorluk ve risklerle dolu sıkı bir savunma ile güvenlik ihtiyacına da yol açan coğrafi konumu, Türkiye’nin dış siyaseti açısından oldukça belirleyicidir. Üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye, Avrupa, Orta Doğu, Balkanlar, Kafkasya gibi birden fazla düşünsel ve kültürel altyapının bir arada bulunduğu bir keşişim alanında bulunmaktadır. Küresel ve bölgesel güçlerin etkinlik mücadelelerinin yoğunlaştığı bir alanda yer alan konumu dolayısıyla uluslararası sistemdeki dönüşümlerden ve güç ile çıkar temelli ittifaklardan etkilenme olasılığı epeyce yüksektir. Ancak Türkiye’nin temel amacı barış, istikrar ve güvenlik ortamının tesis edilmesi biçiminde olduğu zaman başarılı olacağı tarihi tecrübelerle görülebilmektedir. Bu nedenle silahlanma, ticari rekabet, iklim değişikliği, salgınlar gibi makro gelişmelerin yaşandığı bir dünyada, enerji, hukuk, boğazlar, deniz yetki alanları, savunma ve güvenlik gibi konular, Türk Deniz Kuvvetleri’nin etraflıca önem vermesi gereken konuları oluşturmaktadır. Bu bağlamda çok yönlü ve rasyonel bir Türk dış politikası için de uluslararası ilişkiler disiplininin kuramsal ve pratik bilgi birikimi doğrultusunda üretilen çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Bilindiği üzere, Türkiye’nin dış politikasının belirlenmesinde etkili birçok iç ve dış faktör olduğu gibi dış politikayı yürüten karar vericilere yön veren birden çok aktör de bulunmaktadır. Bu açıdan Millî Savunma Bakanlığı’na bağlı Kara, Hava ve Deniz Kuvvetleri, hem dış politika karar verici ve uygulayıcılarına bilgi akışı sağlayan hem de Türkiye’nin savunması, menfaatlerinin korunup gözetilmesi için sahada faaliyet gösteren aktörlerdir.

Bunlar arasında Türk Deniz Kuvvetleri, barış ve savaş zamanlarında sürdürülebilir harekât yapabilme kapasitesi, krizlere acil müdahale gibi birçok faaliyeti icra etmenin yanı sıra uluslararası sularda bölgesel iş birliğinin geliştirilmesi, barışın desteklenmesi, seyir güvenliği gibi konulardan deniz haydutluğu, denizde silahlı soygun, terörizm tarzı eylemlere karşı tehditlerin bertaraf edilmesine varan geniş bir görev alanına sahiptir. Yerine getirdiği görevlere bakıldığında, Türk Deniz Kuvvetleri, Türkiye’nin savunması, güvenliği ile dış siyasetinin enformasyon ve icra kısmında önemli bileşenlerinden birini oluşturmaktadır. Türk Deniz Kuvvetleri’nin denizden gelebilecek tehditlere karşı savunma ve güvenlik alanında hem icra hem de sahadan karar vericilere bilgi sunma görevlerini sürdürebilmesi için mensuplarının eğitim-öğretim faaliyetlerini buna uygun biçimde düzenlemesini gerektirmektedir Tarihsel süreçte karmaşıklaşıp teknik hale gelen savaşlar kadar askerlik hizmeti ve subay eğitim-öğretimi de dünyadaki gelişmelerle sürekli dönüşmektedir.

Dünyanın farklı yerlerinde olduğu gibi subay adaylarına bir yandan savaş aletlerini kullanabilmesi için teknik bilgiler sunulurken, diğer yandan askerî strateji ve taktiler öğretilmektedir Bu minvalde bir subayın savaşabilme kapasitesi bağlamında fiziki yeterliliğiyle aynı zamanda birçok alanda bilgisi ve donanımıyla komutanlığını ispat etmesi yönünde yetiştirilmesi gerekmektedir. Bunlara ek olarak deniz araçlarının kullanımı, bakımı, silah sistemleri yanında mühendislik bilgisiyle donatılan deniz subaylarının, kara ve hava kuvvetlerine mensup subaylara kıyasla yabancı ülkelerin subay ve kamu görevlileri ile doğrudan temas edebilme olasılığı daha yüksektir. Haliyle savaş ya da barış zamanında uluslararası sularda veya yabancı devlet limanlarında yabancı aktörlerle etkileşime girmesi kuvvetle muhtemel deniz subayı adaylarından yukarıda sayılan niteliklerle birlikte; dünyayı tanıyan, analitik düşünebilen, tarihi, uluslararası hukuku, diplomasiyi, teamülleri, stratejiyi ve uluslararası siyaseti bilen, temsil yeteneği gelişmiş birer komutan olmalarını beklemek de gerekmektedir.

Prestijli bir iş olan askerlik mesleğinin, hayat tarzı biçimine dönüştürüldüğü bu beklentilerin gerçekleşmesi açısından uluslararası ilişkiler disiplini çerçevesinde diplomasi, dış politika, güvenlik, strateji odaklı üretilen kavram ve yaklaşımların Türk Donanmasında görev alacak kişilerce bilinmesi gereklidir. Bu altyapı, küresel ortamın daha iyi anlaşılabilmesini kolaylaştırıp yabancı devlet liman ziyaretlerinde bulunan deniz subaylarının yabancılarla sosyal etkileşime girdiği ortamda diplomatik temsil yeteneklerinin gelişmesine etki etmektedir. Bununla birlikte, kazandırılan kuramsal bakış açısı, uluslararası politikada yaşanan gelişmelerin olabildiğince nesnel ve serinkanlı biçimde analiz edilebilmesini sağlayıp komplocu açıklama biçimlerini devre dışı bırakacak bir güce sahiptir. Bu yolla örneğin uluslararası hukuk alanında edinilen birikim, Türkiye’nin deniz yetki alanlarının genel uluslararası hukuk prensipleriyle uyumlu biçimde hakça belirlenmesi ile bunların diplomatik kanallardan Birleşmiş Milletler organları başta olmak üzere dünyaya anlatılıp farklı platformlarda savunulabilmesine dolaylı katkı sunacak niteliktedir. Ayrıca, bu alanda kazandırılan altyapıyla uluslararası deniz hukuku ve denizcilik sözleşmelerinden yararlanılarak dünyadaki deniz güvenliği ve emniyetine uyumlu seyirler gerçekleştirilmesi konusunda eşgüdüm yakalamak mümkündür.

Uluslararası sistemdeki aktörlerin davranışlarının önceden tahmin edilebilmesiyle her türlü risk ve tehdit karşısında ülkenin güvenliğinin sağlanmasının yanında, dış ekonomik ve siyasi ilişkiler açısından da Türk Deniz Kuvvetleri’nin gücü ve etkinliğinin rasyonel biçimde kullanımının bilimsel bir temele dayanmasına yardımcı olunmaktadır. Son olarak, asimetrik risklerin ve belirsiz tehditlerin olduğu süreçler karşısında gelişen dünya düzeni dış siyaset, enerji, hukuk, ticaret ve diplomasi zemininde Türk Deniz Kuvvetleri mensuplarının bilgileri, teknik becerileri, liderlik yeteneklerini geliştirmesi bağlamında bütüncül bir uluslararası ilişkiler öğretimi olmazsa olmaz bir nitelik olarak durmaktadır.

Sonuç

Hem dünyada hem de Türkiye’deki çalışmalar dahil olmak üzere şimdiye kadar edinilen tecrübelerle bugün daha kavramsal ve teorik bir zemin ile daha sistematik hale gelen uluslararası ilişkiler disiplini, dünya siyasetini anlamak ile devletlerarası ilişkiler hakkında soğukkanlı analizler yapabilmenin önemli bir aracıdır. Küreselleşme olarak anılan sürecin yarattığı etki ve sorunlara ek olarak Türkiye’nin uluslararası alanda savunması, güvenliği ile uluslararası hukuktan kaynaklanan hakları başta olmak üzere küresel ve bölgesel bağlamda izleyeceği siyasetin bilimsel/akademik özgün yaklaşımlarla desteklenmesi gerekmektedir. Gerçeklerden çok da uzak olmayan biçimde küreselleşme sürecinin yarattığı düşünülen fırsatlarından faydalanabilmek ya da kaotik bir ortama işaret edilen karamsarlıklarıyla baş edebilmek için uluslararası ilişkiler çalışmalarının çözüm arayışlarından faydalanmamak düşünülemez.

Bu süreçte Türkiye’yi öne çıkaracak Türkiye’nin kendi kültürel birikimiyle oluşturacağı kuram ve yaklaşımların önemli olduğuysa açıkça görülmektedir. Böylece söz konusu disiplin akademisyenler, diplomatlar ve gazetecilerle sınırlı kalmayacağı gibi yapılan araştırmalar Türkiye’de dış politika karar verici ve uygulayıcıların yararına sunulabilecek bir potansiyel taşımaktadır. Nihayetinde uluslararası sistemdeki devlet ve devlet dışı aktörlerin davranışlarını anlamaya, açıklamaya ve yorumlamaya çalışan disiplinlerarası bir disiplin olan uluslararası ilişkiler, sunduğu kuramsal alt yapısı ile Türkiye’nin güvenliği, savunması, diplomasisi, stratejik öncelikleri ve dış politikası açısından gerekli bir alandır.

Denizlerde uluslararası iş birliğinin geliştirilip güvenliğin sağlanması, barışın temini, Türkiye’nin temel savunma gereksinimi ile dış politika yaklaşımı açısından da geleneklerinin bir gereğidir. Caydırıcı ve saygın bir güç olarak Türkiye’nin denizlerde egemenlik ve çıkarlarını koruma amacını yerine getirmeye çalışan Türk Deniz Kuvvetleri, uluslararası ilişkiler disiplininin eleştirel aklı öne çıkaran nesnel ve analitik karşılaştırılmalı bakış doğrultusunda kuram ve yaklaşımlarından istifade etmesi faydalı olacaktır.

Deniz gücünün önemli olduğu bir konjonktürde, uluslararası gelişmelere uygun teknolojik bir altyapıyla Türk Deniz Kuvvetleri’nin tarihten, stratejiden, hukuktan, sosyolojiden anlayan yetişmiş insan gücüyle dış politika karar vericilerine bilimsel birikim sağlayabilen bir kurum misyonunu ileriye taşıması açısından da bu bir gerekliliktir. Türk Deniz Kuvvetlerinin bilimsel bilgiye dayalı fikir üreten bir kurum olabilme yeteneğini sürdürebilmesi de uluslararası sistemin işleyişini kavrayabilen, diplomasiye önem veren, olayları eleştirel biçimde değerlendiren profesyonel insanlar sayesinde gerçekleşecektir.

Kaynak: Mavi Vatan'dan Açık Denizlere Dergisi