SON EKLENENLER
Dün, bugün ve yarın 'FNSS'

Dün, bugün ve yarın 'FNSS'

KARA/
8 ay önce
5385 Görüntülenme

İstanbul Teknik Üniversitesi Savunma Teknolojileri Kulübü (İTÜ SAVTEK) tarafından düzenlenen Savunma Teknolojileri Günleri 21 etkinliğinin altın sponsorlarından Türk savunma sanayisinin önde gelen kara aracı üreticilerinden  FNSS'nin  Kurumsal İletişim Müdürü Cem Altınışık ilk çağlardan bugüne Tank ve Zırhlı araçların tarihsel gelişimini, FNSS'nin kuruluşuna giden süreci ve şirketin gerçekleştirdiği ilkleri anlattı.

Google Haberlerde bizi takip etmek için tıklayın

Sunumuna Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ihtiyaçlarını karşılamak için kurulan FNSS'yi tanıtarak başlayan Altınışık, insanlık tarihi kadar eski olan güvenlik ihtiyacının geçmişten günümüze bir takım değişikliklere uğradığını, zaman içerisinde silah ve araç teknolojilerindeki ilerlemelerin savaş meydanlarını değiştirdiğini, savaş meydanındaki ihtiyaçların ise tekrar silah ve araçları değiştirmeye devam ettiğini ve bu döngünün o dönemden günümüze kadar süregeldiğini belirtti.

Altınışık, “Burada bir değişmezimiz daha var; o da askerin, piyadenin önemi. Milattan önce 300’lere kadar bile gittiğinizde piyadenin önemini yani Makedonya’nın büyük İskender’in Falankslarına, Roma Lejyonlarına, Osmanlı’nın Yeniçerilerine baktığımızda, piyade gerçekten o dönemde nasıl önemliyse, bugün de çok önemli. Bunların, tabii ki piyadenin, insan ve araç ilişkisi, insanla silah ilişkisi de çok çok önemli. Bu doğrultuda bizim, askerin savaş etkinliğini sağlayabilmemiz için beka kabiliyeti, ateş gücü ve hareket yeteneğini de sağlamamız gerekiyor.”



Askerin savaş etkinliğini sağlayabilmemiz için beka kabiliyeti, ateş gücü ve hareket yeteneğinin olması gerekiyor. Bu üç unsuru çok dengeli bir şekilde yapmalıyız yoksa her hangi birinden feragat etmiş oluruz. İlk çağlardan bu yana bu değişmedi.Geçmişte insanoğlu savaş meydanlarından hayvanların gücünden hareket kabiliyetini sağladı. Sanayii devrimi ile önemli bir kırılma yaşandı. Artık piyadenin uzun mesafeler yürümesine ilk defa gerek kalmadı. Buharlı lokomotiflerin gücüyle uzun mesafeleri çok daha kolay ve etkin bir şekilde katetmeye başladı. 1861 Amerika iç savaş ile ilk defa silahlanma yarışı gibi kavramları duymaya başladık. 19. yüzyılın sonuna doğru silahların ateş gücü arttı. Mitralyöz, sahra topu, seri atış yapan piyade tüfeklerin ortaya çıkmasıyla savaş meydanlarında bilinen tüm taktikler değişti. Askerin bekası ciddi derecede tehdit altına girdi. Biz bunu ilk olarak Birinci Dünya Savaşı'nda görüyoruz. 600 km'lik Batı cephesinde çok kompleks siper savaşları görüyoruz. Biz bunu Çanakkale savaşında da gördük. Bu savaşlarda artık piyadenin ilerlemesi durdu. Tankın ortaya çıkış hikayesi de böyle başladı. Tank ile birlikte ilk defa aşılamaz denilen siper hatları geçilir oldu.



İkinci Dünya Savaşı ile birlikte artık tankın nasıl kullanılacağı, nasıl etkili olabileceği konuşulmaya başlandı. Bu doğrultuda tankın savaş alanında etkin olabilmesi için piyade işbirliğine ihtiyaç vardı. Piyade tankla birlikte ilerlemeliydi. Artık tanklar 6 km hızla değil çok daha hızlı bir şekilde ilerliyordu. Piyadenin de güven içerisinde taşınması gerekiyordu. İşte piyade taşıyıcı böyle ortaya çıktı.



Soğuk Savaş ile birlikte yeni kavramlarla tanıştık. Personel taşıyıcı, ağır ve hafif tanklar, istihkam ve amfibi zırhlı araçlar, keşif araçları v.b gibi sistemler askeri literatüre girmeye başladı. Özellikle Sovyetler Birliği tank ve tekerlekli personel taşıyıcıların gelişiminde öne çıkıyor. Amfibi özelliği olan BTR-50 paletli ve BTR-60 tekerlekli personel taşıyıcılar ile döneme damgasını vuruyor. Benzer bir hamle de  “battle field taxi” (muharebe alanı taksisi) konsepti olarak ABD'den geldi. 1966 yılında Sovyetler Birliği ilk defa piyade aracına savaş kabiliyeti veriyor. Bunun adını da BMP-1 koyuyor. BMP Rusçada Zırhlı Muharebe Aracı anlamına geliyor. Bu aracın isim babası bile Ruslardır. Bu araç beka kabiliyeti, ateş gücü ve hareket yeteneği dengesi ile piyadeye önemli bir kabiliyet kazandırdı.



Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 1974 yılında başarıyla gerçekleştirdiği Kıbrıs Barış Harekâtı’nın ardından silah ambargosuna maruz kalan ülkemiz Türk Savunma Sanayinin kurulmasıyla ilgili düşünmeye başlıyoruz.

80’li yıllara gelindiğinde TSK’nin zırhlı muharebe aracı ihtiyacının ortaya çıktığını kaydeden Altınışık, 1985 yılında Savunma Sanayi Geliştirme ve Destekleme Dairesi Başkanlığının (Bugünkü Savunma Sanayii Başkanlığı-SSB) kurulduğunu söyledi.



Altınışık, "Komşularımız BMP-1 ve BMP-2 araçlarını kullanırken bizim hibe yoluyla gelen M113'lerin dışında kullanacağımız alternatif başka bir aracımız yok. SSB ilk ihalesine çıkıyor ve Silahlı Kuvvetler için öncelikle yurt içinde yerli imkânlarla, lisans altında Zırhlı Muharebe Aracı geliştirilmesi amacıyla bir proje başlatıyor ve burada çıkılan ihale sonucunda o zamanki adıyla  AIFV, bugün bildiğimiz adıyla -tabii onun çok gelişmiş bir versiyonu- ZMA 15’lere karar veriyor ordumuz. Bunun en büyük sebebi, ZMA 15’lerin diğer adaylar içerisinde amfibi kabiliyete sahip tek araç olması. Bu, SSB’nin de ilk projesi. İşte FNSS burada kuruluyor. 1990’ların başına geldiğimizde ilk zırhlı muharebe aracını Türkiye’de gerçekleştiriyoruz. Bu Türkiye için bir ilk ve Türk ordusunun hizmetine giriyor.”

Altınışık, bu tarihten sonra FNSS’nin yine birçok ilke imza attığını; farklı versiyonlarda ve konfigürasyonlarda, ABD'de bile görülmeyen konfigürasyonlarda araç ürettiğini ve ihraç ettiğini ifade ederek, “Bu aynı zamanda Türkiye’nin 1997’de (Birleşik Arap Emirlikleri) ilk komple silah sistemi ihracatı oluyor” dedi.



Altınışık şöyle devam etti:

“2004’te yine Türkiye’nin yurt dışında ilk askeri fabrika işletme ve modernizasyon projesini Suudi Arabistan’da gerçekleştiriyoruz. 2005’te ilk defa taktik tekerlekli 8×8, sonra 6×6 Pars araçlarını Türkiye’de tasarlıyoruz, geliştiriyoruz. 2007 yılında SSB ile birlikte bir sözleşme imzalıyoruz. Bu Türkiye’nin sözleşmeye bağlanmış ilk yerli tasarım kara aracı projesi. Seyyar Yüzücü Hücum Köprüsü. Bugün bu sistemlerin hepsi de çok başarılı bir şekilde Türk istihkâmcıları tarafından kullanılıyor. Geldiğimiz noktaya baktığımızda, tekerlekli araçlarımız vardı biliyorsunuz Pars 8×8; bunları kendi ordumuzdan önce Malezya’ya ihraç ettik. Ardından da Umman’a ihraç ettik. Malezya projesiyle birlikte Türkiye’nin halen daha tek kalemde, kara sistemlerinde en büyük ihracatıdır.”

Söyleşiyi 2:53:46'dan itibaren izleyebilirsiniz

FNSS’nin TSK için “Terzi işi” özel geliştirilmiş ürünler ortaya çıkardığını ifade eden Altınışık, “Zırhlı kara aracında dışa bağımlılığı ortadan kaldıran bir ürün portföyüne sahip oluyoruz ve uluslararası arenada saygın, güvenilir bir Türk markası olarak bayrağımızı gururla dalgalandırıyoruz” diye konuştu.

Altınışık, FNSS’nin toplam cirosunun %52’sini ihracatın oluşturduğunu ve bunun 2.6 milyar dolara denk geldiğini; 680 onaylı yerli tedarikçinin faaliyette olduğunu ve FNSS’ye alt sistem sağladığını; buradan da dolaylı şekilde istihdama önemli katkı verdiklerini ifade etti.

Kaynak: www.defenceandtechnology.com